2022’de başlayan enflasyon dalgası 2026’ya gelindiğinde dünya genelinde kalıcı bir iz bıraktı. Avrupa’da yüzde 7-9 civarında seyreden enerji bazlı enflasyon, ABD’de yüzde 4’ün altına ancak 2025 sonunda inebildi. Ama asıl hikâye rakamlardan çok faturanın kime kesildiğiyle ilgili.
Yüksek gelir, yüksek tampon
Gelir dağılımı istatistikleri tutarlı bir tablo çiziyor: en üst yüzde 20’lik dilim, enflasyonu büyük ölçüde portföy getirileriyle dengeledi. S&P 500 2022-2025 arasında nominal bazda yüzde 38 değer kazandı. Bu süreçte hisse, gayrimenkul ve döviz gibi reel varlıkları olanlar için enflasyon önemli ölçüde eritildi. Ancak orta gelirli bir ailenin dengesi çok farklı: aylık harcamalar içinde gıda ve enerji payı yüzde 40-50’ye yaklaşınca tasarruf marjı sıfırlandı.
Orta sınıfı tanımlamak giderek güçleşiyor
OECD tanımına göre orta sınıf, ulusal medyan gelirin yüzde 75 ile 200’ü arasında kazananlardır. Pek çok ülkede bu aralık daralmaya devam ediyor. Almanya’da 2010’da nüfusun yüzde 54’ünü oluşturan orta sınıf, 2024 verilerine göre yüzde 48’e geriledi. Fransa ve İtalya’da benzer eğilim var. Söz konusu ayrışma, “orta sınıf” kavramının siyaset söyleminde kullanıldığı kadar gerçek ekonomik karşılığının kalmadığını gösteriyor.
Konut: orta sınıfın en büyük kaybı
Enflasyonun en sert vurduğu alan konut piyasası oldu. Londra’da 2019-2024 arasında medyan kira yüzde 61 arttı; Dublin’de yüzde 72. Orta gelirli bir çiftin medyan konut fiyatını karşılaması için gerekli yıl sayısı pek çok büyük şehirde 8-10 yıldan 18-25 yıla çıktı. Bu durumun doğal sonucu: konut sahipliği, toplumsal bir hak olmaktan çıkıp sermaye birikimiyle sınırlı bir ayrıcalığa dönüşüyor.
Kemer sıkma yerine harcama kayması
Düşünen pek çok ekonomist “tüketici harcamaları direniyor” dese de bu tablo yanıltıcı. Harcamaların içeriği köklü biçimde değişti: tatil, kültür etkinliği, dışarıda yemek gibi isteğe bağlı harcamalar kısılırken temel ihtiyaçlardaki pay arttı. ABD’de 2023-2025 arasında kredi kartı borçları 1,13 trilyon dolara ulaştı; bu rakam tarihsel zirve. Bir kısmı tüketim iştahından değil, zorunlulukların borçlanmayla karşılanmasından kaynaklanıyor.
Güney’de tablo daha sert
Küresel güneyde enflasyonun seyri çok daha sancılı. Arjantin yüzde 200’ü aşan enflasyonla resmi para biriminden fiilen vazgeçti; Mısır ve Türkiye gibi ülkelerde enflasyonun zirve yaptığı dönemlerde orta sınıf tasarrufları reel anlamda yüzde 40-60 erimesini yaşadı. Dolar veya euro gibi rezerv para biriktirenlerin bu erosyondan görece korunması, toplumlarda yeni bir “informel ikili sistem” yarattı: yerel para birimi gündelik işlemler için, döviz ise servet saklama aracı olarak.
Siyasi yansımalar: popülizmin asıl yakıtı
Orta sınıftaki bu erozyon boşuna tartışılmıyor. Siyaset bilimciler, 2016-2026 arasında pek çok demokraside yükselen popülist hareketleri besleyen ana kaynağın gelir güvencesizliği olduğunu vurguluyor. “Sistem benim için çalışmıyor” algısının en yoğun hissedildiği kesim, ne en yoksul ne de en varlıklı —ikisi arasında sıkışan, çalışan ama kazanımlarının erimesini izleyen orta dilim.
Rakamlar tek başına hikâyeyi anlatmıyor. Asıl mesele, orta sınıfın yalnızca ekonomik değil psikolojik anlamda da bir güvence zemini oluşturduğu gerçeği. Bu zemin kayarken siyasi iklim de değişiyor; önümüzdeki on yılın en belirleyici kırılmasının bu denklemden çıkma ihtimali yüksek.